Kayıtlar

 Kimi zamanlar kendimizi dünyadan tamamen kopmuş, sadece kendi işimize gömülmüş gibi hissederiz. Oysa tamamen farklıdır. Sabah içtiğimiz çayın tadından tutun da geceleri bizi uyutmayan o belirsiz kaygıya kadar her şey aslında yaşadığımız zamanın bir parçasıdır. Thomas Mann da çok güzel bir konuya değinmiş bu romanında. Insan sadece kendi özel hayatını yaşamaz, aslında farkında olsa da olmasa da kendi çağının ve o çağdaki diğer insanların hayatını da beraberinde taşır. Yani bugün yaşadığınız o gecikme telaşı ya da sürekli bir şeyleri kaçırma korkusu sadece sizin kişisel meseleniz değil, bu içinde bulunduğumuz dijital çağın hepimize ortaklaşa yaşattığı bir durum. Aslında hiçbirimiz, sınırları çizilmiş tekil bireyler değiliz. Etrafımızda olup bitenler ve çağın getirdiği yenilikler, ruhumuza bir şekil bağlanıyor. En bağımsız kararlarımızı verdiğimizi sandığımızda bile o anki ruh tarafından yönlendiriliyoruz. Bu durum bizi birbirimize sandığımızdan çok daha tıpkı görünmez sinir ağlarıyl...
 "Çünkü insan, birey olarak yalnız kendi kişisel hayatını değil, aynı zamanda, bilinçli veya bilinçsiz olarak, kendi çağının ve çağdaşlarının hayatlarını da yaşar..."                                                                                    İnsan doğduğu günden itibaren sadece kendi hayatını değil, aslında çevresinin hayatını da beraberinde yaşar. Düşünce biçimlerimiz, zevk aldığımız ve nefret ettiğimiz şeyler, hobilerimiz gibi özelliklerimiz aslında çevremizdekilerle benzerlik gösterir. Çağımızdaki teknolojik değişimler, ekonomik olaylar, kültürel değişimleri tanıdığımız ve tanımadığımız insanlarla birlikte olmadan birlikte yaşarız. Örneğin günümüzde bir telefon markasının çıkardığı yeni bir model insanlar arasında hemen konuşulmaya başlanır, alsak da almasak da bu ...
 İREM GİRGİN 11/D NO:985 İnsan genellikle kendini, hayatın onun merkezinde döndüğü düşüncesiyle hareket ederken bulur ve bu durumla özgür, bağımsız ve tek olduğunu hisseder. Farklı bir alanda olduğunu, sanki içinde bulunduğu çağa ait olmadığını da benimseyebilir. Bu durum bir anda davranışlarına ve hayallerine yön vermeye başlar. Bunun sebebi, yaygın olarak görülen yalnızlık duygusundan da kaynaklıdır. Ait olamadığı alanlarda kendini içinde bulunduğu çağa uygun görmez; fakat farkında olmadığı şey, aslında seçim ve hayallerinin yine de çağın ona sunduğu imkânlar dâhilinde olmasıdır. Çağın kullandığı dil, hareket ve imkânlar yaşanılan hayatlar için hep birer örnek teşkil etmiştir. Örnek verecek olursak, insanın kendini gündelik yazı ile ifade etmesinde çağın gerisine düşemediği görülür. Duygu veremeyen yazı dilleri ve çağın bozduğu dil bu duruma örnektir. Sonuç olarak insan, kendini ne kadar bireysel hissetse de bütünüyle çağdan ve çağın paydaşlarından ayrılamaz; kendi hayatını sürdü...
 Nilda Elvin Sivrikaya 11D  İnsan, sadece kendi hayatını yaşayan bir birey değildir. Yaşadığı çağın şartları, toplumsal olaylar ve çevresindeki insanlar onun düşünce dünyasını etkiler. Bu yüzden insan, farkında olsun ya da olmasın, kendi hayatıyla birlikte çağının hayatını da yaşar. Her dönemin kendine özgü değerleri ve sorunları vardır. İnsan bu ortamda yetişir ve bu şartlara göre şekillenir. Örneğin günümüz insanı teknolojiyle iç içe bir yaşam sürerken, geçmişte yaşayan insanlar daha farklı imkanlara sahipti. Bu durum, insanların hayata bakış açısını ve davranışlarını belirler. Aynı zamanda birey, toplumdan tamamen bağımsız değildir. Düşüncelerimiz, konuşma biçimimiz ve hayallerimiz bile içinde bulunduğumuz çağdan izler taşır. İnsan, kendini özgür hissetse bile toplumun etkisini üzerinde taşır.
 "Çünkü insan, birey olarak yalnız kendi kişisel hayatını değil, aynı zamanda, bilinçli veya bilinçsiz olarak, kendi çağının ve çağdaşlarının hayatlarını da yaşar..." Thomas Mann'ın 'Büyülü Dağ romanında geçen bu cümle hakkında ne düşünüyorsunuz? Thomas Mann'ın Büyülü Dağ'da söylediği bu söz bana tam olarak şunu düşündürüyor: İnsan aslında hiçbir zaman yalnızca "kendi" hayatını yaşamaz. Günlük dertlerimiz, sevinçlerimiz, hayallerimiz bize ait gibi görünür ama onların arkasında yaşadığımız çağın izleri daima vardır. Konuşma şeklimiz, korkularımız, hatta bizim için önemli saydığımız şeyler bile büyük ölçüde İçinde bulunduğumuz dönemin bize bıraktığı bir mirastır. İnsan bazen bunun farkındadır, bazen de değildir, ama yine de çağının ruhu, istemese bile onunla birlikte yürür. Bu cümle vermek istediği mesaj ise insan çoğu zaman "Ben kendi yoluma bakıyorum" diyerek yaşar, fakat aslında başkalarıyla ve zamanla sürekli bir bağ içindedir. Toplumda o...
  İnsan, çoğu zaman hayatını yalnızca kendi seçimleriyle şekillendirdiğini düşünür. Thomas  Mann’in  “Çünkü insan, birey olarak yalnız kendi kişisel hayatını değil, aynı zamanda, bilinçli veya bilinçsiz olarak, kendi çağının ve çağdaşlarının hayatlarını da yaşar...” cümlesiyle onun böyle düşünmediğini görüyoruz.   Haksız da sayılmaz aslında. Bütün insanlık, yaşadığı çağın özelliklerine ve bilgi düzeyine göre yaşamını sürdürmüştür. O çağda yaşanan toplumsal olaylar, başka insanların fikirleri ve toplumun ortak değerleri, birey farkında olmasa bile onun duygu ve düşüncelerine şekil verir. Kişi kendi hayatını yaşarken aslında yaşadığı dönemdeki çağdaşlarının duygu ve düşüncelerini de benimser. Örneğin savaş, salgın veya ekonomik kriz gibi olayların yaşandığı dönemlerde toplumun genel ruh hâli bireyin yaşamına etki eder; bu durum insanların geleceğe bakışlarını, umutlarını ve düşüncelerini değiştirir.   Bu durumu yalnızca geniş çaplı olaylar üzerinden değil, doğruda...
 Thomas Mann’ın Büyülü Dağ romanında geçen bu cümle insanın sadece kendi hayatını yaşamadığını anlatır. Bana göre insan, farkında olsa da olmasa da yaşadığı dönemin izlerini taşır. Çünkü insan içinde bulunduğu toplumdan ve çağdan bağımsız düşünülemez. Davranışlarımız, düşüncelerimiz ve hayata bakış açımız yaşadığımız zamanın etkisiyle şekillenir. Örneğin bugün yaşayan bir insan ile yüz yıl önce yaşayan bir insanın hayalleri aynı değildir. Savaşlar, salgınlar ve toplumsal olaylar insanın düşünce dünyasını etkiler. Biz bazen kendi kararlarımızı verdiğimizi düşünürüz ama aslında bu kararların arkasında çağımızın bize sunduğu şeyler vardır. Bu yüzden insan yalnızca “ben” olarak değil, aynı zamanda “biz” olarak yaşar. Sonuç olarak Thomas Mann bu sözüyle insan kendi hayatını yaşarken aynı zamanda çağının tanığı olur ve bu tanıklık hayatına ister istemez yansır. Yasin Akbulut 11-D 1383